2 Haziran 2015 Salı

Merdüm-i Alem



Ahirkapi Feneri, Kasim 2013.


Giriş kapisinda şöyle yaziyor; "Merdüm-i Alem" yani "Kainatin gözbebeği"... Yaziyi görür görmez aklima, Hz. Mevlana'nin "insan gözden ibarettir gerisi posttur"sözü geldi. Hatta Hasan Ali Yücel'in o muhteşem şarkisi: "Gözlerinden içti gönlüm neşeyi / Senden öğrendim gönülden sevmeyi" Vay be, gözlerden neşe içmek... Şu aşiklar ne güzel adamlar, iyi ki yaşamişlar, okumuşlar, bestelemişler,yazmişlar... 

Velhasil gözden belki biraz daha bahsetmek gerek; Gözbebeği işte, ruhun, gönlün penceresi, mercimek büyüklüğünde bir şey. Düşün ki toplu iğne başi kadar gözbebeğine tüm kainat siğiyor. Güneşi o toplu iğne başindan görüyorsun, koca güneşi, galaksiyi, samanyolunu, anneni...

Bunlarda insani düşündürecek bir şeyler uyanmiyor mu? Vah vah eğer uyanmiyorsa.

17 Aralık 2014 Çarşamba

17 Aralık..




Bugün 17 Aralık 2014. Bir başka deyişle; Hüdavendigâr Hazret-i Pir Mevlana Celaleddin Rumi'ye Selam olsun! Vuslat'a selam olsun, insan'a, zaman'a mekan'a selam olsun! Zaman Seni değiştiremezdi, çünkü zaman ona ayak uyduranları değiştirebilir ancak...

Ya olduğun gibi twitle ya da twitlediğin gibi ol. Neredeyse bu sözün dahi altına Hz.Mevlana yazıp geçeceğiz. Herkes kendi meşrebine uygun bir Mevlana yaratma derdinde. Bir İslam velisi okyanusunu, Hümanizm fincanına sığdırmaya yeltenmenin başka bir izahı da olamaz “Hocam; “De” ve “Da” eklerini ayırmayı öğrendim, şimdi Hz.Mevlana hakkında kitap yazabilir miyim?” diyenleri duyar gibiyim. Ne çok şey biliriz onun hakkında; Kimimiz şair deriz ona, kimimiz filozof diye bahseder, kimisi “Ay çok hümanistti, herkesi çok seviyordu.” diye anlatır. Hâlbuki şu sözlerle; “Ben ömrüm oldukça Kuran’ın kölesiyim, Peygamber Efendimizin ayağının tozuyum, kim bundan başka bir söz naklederse benden; ondan da, o sözden de bizarim (şikayetçiyim)” diyerek asırlar öncesinden, kendini bilmek isteyenlere bildirir Hz.Mevlana. Ölçek kolay; onun kullandığı her sözcük Ayet tüter, hadis kokar….

Sözleri daha da fazla uzatmadan sadede geleyim; Hz.Mevlana’yı sevmek Mevlanacılık oynamak değildir, aynileşmektir, ona benzeme iddiası taşımaktır. Şunu nükteyi çözdük mü, çok şeyi çözmüş olacağız aslında; “Kiminin yüzü sevgiliye döner, kiminin ise yüzü sevgiliye dönmüştür."

Dünyada kendisi hakkında özel okul kurulmuş tek kitap O'nun kitabı Mesnevi-i Şerif'tir. Bir bölüm paylaşayım da, daha fazla laf-ı güzaf etmeyeyim...

" Malûmdur ki gemi, suyun üzerinde, denizin üzerinde gittiği müddetçe su onu kaldırıcı ve gitmek istediği yere ulaştırıcı bir vasıtadır. Ne zaman ki gemide bir delik hâsıl olur, deniz, geminin içine girmeye başlarsa artık o gemi yürümez ve batar. İşte dünya malı seni varmak istediğin yere götüren, götürücü olan deniz gibidir. Onu sen içine almazsan, üzerinde olursan gemi gibi istediğin yere varırsın. Yok, hırsla, tamah ile onu içine almaya kalkarsan geminin su alıp batması gibi dünyada batarsın.

Ve kanaat ne tükenmez bir hazinedir. Kanaat yerine, hazineyi, zenginliği malda aramak boştur."

Hadi son sözü yine O söylesin; "Herşeyime talip oldular ama sirrima talip olmadilar."

Sanırım bundan ötesi de dile gelmez..

12 Ekim 2014 Pazar

Çay ve bugün.





Ya Cahit Zarifoğlu gibi: " Oturdu mu bir masaya / Hakkını verir çay içmenin!" veya, Cemal Süreya gibi bir bardak çayi iki tane söyleyip; "İki çay söylemiştim oradan birisi açik!..." çayin birini kendi yerine, diğerini sevgilinin yerine içen.. Herneyse, çay çay rengidir, çay, aşkın rengidir. Hem kahverengi var da, çay rengi neden olmasın? Kahveye nazaran, çay varsa, umut da var demektir. Çay ki, öğrencilerin ve aşıkların resmi içeceği, çay ki, dertlilerin mazotudur. Bir başka deyişle; çay, henüz herşey bitmedi demektir. Unutmamalı ki: Bir bardak çay da, o var diye var. O var olmasaydi, bütün varlar yok oluverecekti.

Ne içtiğin kadar kimin için içtiğin de önemli elbette. Kendi için namaz kilar insan, kabul olmaz. Allah rızası için, aşk ile, şevkle çay içer, ibadet yerine geçer. Allah kabul etsin :)

"Azıcık sever, azıcık okur ve azıcık da çay içersek güzel insanlar olacağız..."



Not; Peki bugün neden çay? Gündemi yoğun güzel yurdumun, ve yeniden özne olmanın ergenlik sivilcelerini çıkardığımız şu günlerde; "Her şeyimizi kaybedebiliriz, her şeyi tekrar kazanırız, , kaybettiğimiz her şeyi yeniden inşa ederiz, ama ne olur aşkımızı kaybetmeyelim, gönülden gönüle konuşmamızı kaybetmeyelim."

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bayram!





        Tütmez ocaklar, sahipsiz yetimler, trajik levhalar, esaretin en acı, en hor hali. “Haykırarak ağlamalı mı bayram gününde? Bu da olmaz. Çünkü Bayramın da bir hakkı var üstümüzde… Gerçek bayramlarımız gelinceye kadar, acı acı da olsa, buruk buruk da olsa, bayramlarımızı kutlayacağız. Bir hatıra gibi kutlayacağız.” diyordu Sezai Karakoç, 1990 senesinde. Utanarak girilen bir bayram daha. Öyle ki; üzülmek de sıradan bir hale geliyor ve artık üzülemiyoruz bile. Bazen ben yeteri kadar üzülemiyor muyum, hüzünlenemiyor muyum diye kendimi sorguluyorum…Bir kalp gündeminden ötekine geçersek: Maharet, bayram etmek kadar başkalarına da bayram olabilmek, bayramı getirebilmek olsa gerek. Siz ve ailelerinizin Mübarek Ramazan Bayramını tebrik ediyor, her dem tebessümle geçecek ve sadece kendimize değil, çevremize de bayramı getirebildiğimiz, adının yanında tadının da olduğu bir bayram temenni ediyorum. Son olarak Ömer Hayyamca bitireyim; “Güzeller bayram günü süslenir / Seninse bayramları süslüyor yüzün!” Allah hepimize yüzüyle bayramları süslemeyi nasip etsin!

T.CA.

27 Temmuz 2014 Pazar

Kara Bayramı Aka Çevirmek


Kara Bayramı Aka Çevirmek

Mutlu çağları, mateminden de, bayramından da hemen görüp tespit edebilirsiniz. Çünkü: bu çağların matemi tam matem, bayramı som bayramdır. Toplum, en büyük duyarlılıkla yaşar sevincini, üzüntüsünü. Belli etse de, etmese de, ölüm ve hayat karşısında, coşku ve düşünceye dalışı, dolu dolu yudumlar. Ama, bu çağlar, toplumların medeniyet ilkbaharları gerilerde kalıp da sonbaharlarının yaprak dökümü günleri gözüktü mü, işler bir hayli karışır. Beyaz ipliği siyah iplikten ayırmak zorlaşır. Bayramlarda matem çizgileri, matemlerde irade çöküşünün sırıtışları belirir. Sfenks iskeleti, çürük dişlerinin arasından toplumun kara bahtına âdeta korkunç bir görünüm içinde gülmektedir.


Bayram, iki yüzyıldır islâm dünyası için, içi acılıklarla dolu bir yemiş gibi sunulmakta kader tarafından bize. Ne kadar çelişkili bir psikolojiyi yaşıyoruz bayramlarda! Gereğince üzülemiyoruz, ne de olsa bayramdır diyoruz, gereğince sevinip neşelenemiyoruz, gözlerimizin önünde islâm âleminin her tarafındaki trajik levhalar canlanıyor. Filistin'de, Gazze'de esaretin en acı, en hor hakir kılıcı türü altında ezilen müslümanlar geliyor gözümüzün önüne. Beyrut geliyor, Afganistan'da on yılı aşan savaş ve savaşın yıkıntıları geliyor. Tütmez ocaklar, sahipsiz yetimler geliyor aklımıza. Haykırarak ağlamalı mı bayram gününde. Bu da olmaz. Çünkü: bayramın da bir hakkı var üstümüzde. Bayram şekerini zakkum meyvesi yapamazsınız. Gecenin gece, gündüzün gündüz olduğu gibi, bayramın da bayram olması lâzım, hiç olmazsa bir nisbet derecesinde.


On yıl İran'la İrak'ı çarpıştıran Batı, nice yıkımlara sebep oldu. Bu yaralar, her bayramda kanayıp duracaktır suçsuz insanların evlerinde. Azerbaycan'da tankların ezdiği gençler için nice ev, bu bayramlarda yas tutacaktır.


Evet islâm âlemi, neredeyse yüzyıllar oldu, hep kara bayramları yaşıyor. Ak bayramları unutmuş gibi. Bayramlarımız üzerine sabahın gümüşsü beyazlığı, ışığı saçılmıyor. . Bayram aydınlıklarında bile yer yer karanlığın çizgileri hakim.


Evet, bayramlar terkedilmez. Gerçek bayramlarımız gelinceye kadar, acı acı da olsa, buruk buruk da olsa, bayramlarımızı kutlayacağız. Bir hatıra gibi kutlayacağız.

Geleceğe bir hazırlık gibi kutlayacağız. Kara bayramları ak bayramlara çevirme umudu kaybolmasın diye kutlayacağız.


Sonra bir gün, bayramları gerçeğine dönüştürmenin sırrını aramaya başlayacağız ve mutlaka bulacağız.



Sezai Karakoç
Haftalık Diriliş, 1990 (Fizikötesi Açısından III)


Not; Resim, Ebu Eyyûb el-Ensarî Hz (Eyüp Sultan) Camii'nde 2013 yılında tarafımdan çekilmiştir.

26 Haziran 2014 Perşembe

Apaydin Kampi

Suriye'de yaşayan küçük Türkmen kardeşlerimle biraz ders çalişalim, biraz muhabbet edelim istedim... Şüphesiz ki; Kendimizden beklediğimiz, başkalarindan beklediğimizden büyük olmadikça, insan olamiyoruz.

Antakya - Affan Kahvesi


Zaman ve mekanin mecz olduğu öyle mekanlar vardir ki orayi anladiğinizda, o bölgenin tüm gelişim serüvenini anlarsiniz. Elbette eski ve kadim arasindaki etimolojik farktan da haberdar olmak gerekir, zira insanoğlu eskiyeni çöpe atar ve yenisiyle değiştirir. Velhasil kadim olani baş taci yapar. 90 senelik kadim bir kahvehane burasi: Affan Kahvesi. Resimdeki Ertuğrul Dede ile yaşit bir başka deyişle. Kendisi hafizasini kaybetmiş ama ailesi ona buranin çok iyi geldiğini söylerek kahveye gelmesine izin veriyorlar. Ben buranin hikayesini anlatmayayim, güzel yer vesselam, yolunuz Antakya'ya düşerse rahmetli Tuncel Kurtiz'in masasina geçin ve burada bir Haytali siparişi verin.